antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2012 Pazar

Olimpos (Tahtalı) Teleferik

Geçen hafta ailemi görmek için Antalya'daydım. Cumartesi günü İstanbul'dan bir arkadaş da bana katılınca bir araba kiralayıp biraz dolanalım istedik. 

Olimpos (Tahtalı) Teleferik'le başlayalım dedik. Dünyanın en uzun ikinci, Avrupa'nınsa en uzun teleferiği. 

Kemer'i geçip Olimpos sapağına varmadan sağdan bir yola girmek gerekiyor teleferiğe ulaşmak için. 8 kilometrelik bu biraz virajlı yoldan yavaş yavaş ilerleyerek denizden 726 metre yükseklikteki alt istasyona ulaşıyorsun. 



Seferler yarım saatte bir yapılıyor. Biz gittiğimizde bilet ücreti 30 liraydı. Şehirdeki tur şirketleri de teleferiğe ulaşım ve teleferik ücretini karşılayan turlar düzenliyorlar hafta sonları. Geçen yıl katıldığım turun fiyatı 40 liraydı mesela. 




Her kabin 80 kişi alıyor. Oturacak fazla yer yok ama zaten 726 metreden 2365 metreye 10 dakikada çıkıyor. 

Kabin çok rahat olsa da tek sorun, camın fazlaca yansıma yapması. O yüzden içeriden fotoğraf çekince kendi aksini de çekiyorsun istemeden. 



Üst istasyon beş katlı. İlk varılan katta genişçe bir açık alan var, çevreyi izlemek için. Biz gittiğimizde o kısım karla kaplıydı. Karın içinden tünelle geçmek de güzelmiş. 






İkinci ve üçüncü katta restoranlar var. Fiyatlar gayet makul. Bir kadeh şarap 8 lira, 1 bardak baileys 10 liraydı mesela. O yüzden, pahalı olduğunu sanıp da içmekten çekinmemek lazım. 

En üst katta bir seyir terası ve en alt katta da tuvaletler var. 

2365 metreye bu kadar inşaat malzemesinin neyle geldiğini merak ettik tabii. Yük helikopterleriyle taşımışlar ve inşaat 4 yıl sürmüş. 





En üstteki seyir terasından Alanya'dan Kumluca'ya bütün Antalya Körfezi görünüyor. Uçakla bulutların üstünden, içinden geçmek garip bir şey. Ama minik bir bulutun karşısında öylece durmak başka bir his. 

Arkadaysa Toroslar var. 




Özetle, görmek lazım. 

5 Ocak 2012 Perşembe

Ti ti ti tirmiiiiis!

Bir insan, hayatının herhangi bir döneminde Antalya'nın merkezinde yaşamışsa, bu amcayı tanıyordur. Koca şehirde tirmis satan bir o var galiba ki herkes sadece onu bilir. Daha çok yaz aylarında anlaşılmayan bir şeyler bağırıp tirmis satar ara sokaklarda. Huysuzun tekidir aslında. Arkasından bağırsan da duymaz çoğu zaman. Yakalayana kadar canın çıkar. 

Tirmise acı bakla da deniyormuş. Konyalılar da termiye derlermiş hatta. Bu zamana kadar Konya'ya gitmemiş olmak ayıp tabii. Türkiye'de Antalya dışında bir yerde karşılaşmadım henüz. 

Sokakta satılan tirmis, haşlanmış tuzlu nohut gibi. Kabuğunu ağzınla çıkarıp tükürür, gerisini yersin. Genelde yazın satılır ama çok tuzlu olduğundan için yanar. Bir de çabuk bozulur. Yiyeceğin kadar almak lazım. Yoksa buzdolabında da bekletsen yapış yapış olur, tadı ekşir. 

2008'de Beyrut'a ilk gittiğimde Hamra sahilinde görünce inanamıştım. Hatta alıp yemiştim. 


Aşağıdaki fotoğrafları da Mart 2010'da Lübnan'a gittiğimde Beyrut'un doğusundaki Baalbek'te çektim. Çağla mevsimiydi de. Aynı arabada hem çağla, hem tirmis. Benim için rüya gibiydi. 

Baalbek'in tirmisçi amcası da bu olsa gerek. 





Wikipedia'dan bakıyorum da dünyada bayağı bir ülkede yeniyormuş tirmis. Tek tek hepsine gidip denemek lazım. Evet!