kiev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kiev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2012 Pazartesi

Lenin'le Çay


Ukrayna'da Sovyet döneminden kalan ne varsa silinmiş yavaş yavaş. Sadece silmeye paranın yetmediği yerler kalmış, metro istasyonları, tren garları, büyük binaların cephelerinde kalmış rölyefler... O dönemde yaşanan kıtlıklar, sürgünler... düşünülünce hasretle anmalarını da beklememek lazım belki de.


Yine de saçma bir romantizmle o dönemden kalma şeyler aradık gezimiz sırasında. bir akşam da Kyiv'deki Olimpiyat Stadyumu civarında gezerken Vareniçnaya Pobeda'ya girdik. Sanırım aradığımız buna benzer bir şeydi. 


Burası bir restoranlar zinciri. Rus ve Ukrayna mutfağından yemekler var. Sovyet döneminden kalma eşyalar, duvardaki eski televizyonda o dönemden kalma filmler, duvarlarda eski SSCB futbol, buz hokeyi vb. takımlarının fotoğrafları, eski kitaplar... 


Ertesi sabah, kaldığımız yerin yakınlarındaki Petra Sahaidachnoho caddesindeki başka bir restoranına gidip patatesli vareniki yiyoruz sabah kahvaltısında. 


Yemeğe odaklanınca yeterince fotoğraf çekemediğimi şimdi fark ediyorum. Sovyet döneminden kalma daktiloların, kimlik kartlarının... ve Mişa biblolarının fotoğrafını çekeceğime keyif çatmışım. 


Ama tuvalete giderkenki koridorun fotoğrafını çekmesem olmazdı. Yuri Gagarin haberlerinin olduğu gazetelerden duvar kağıdı yapmışlar. 



Şirin bir restoran zinciri işte. Kyiv'e veya Sivastopol'a uğrarsanız bir bakın. Çok bir şey beklememek lazım, ama ben pek sevdim. 

8 Ekim 2012 Pazartesi

Volga GAZ-21


Arabadan hiç anlamam. Sürücü ehliyetim bile yok. Ama Sovyet veya Yugoslav arabası görünce dayanamam Osman Aga. 


Kyiv'de, Mikhailivska Meydanı'ndan geri dönerken yolda görüyorum onu. Bu bir Volga GAZ-21. Yani Volga adıyla üretilen ilk otomobillerden. Sovyet nomenklaturası mensupları için. 

6 Ekim 2012 Cumartesi

Андрiївська церква (Aziz Andreas Kilisesi)



Kyiv'de görmek gereken çoğu şey yukarıda. Şehrin krokisine bakınca pek anlaşılmıyor her ne kadar. Aaa yakınmış, dediğin yere 45 derece açıyla yokuş yukarı tırmanmak, düşündüğünden daha uzun sürebiliyor. Zamanında çevresinde hendek olan bir şehir olduğunu fark ettiğinde, nedenini anlıyorsun. 

Kaldığımız hostelin bulunduğu Kontraktova meydanına çok yakın aslında Aziz Andreas Kilisesi. Ama meşhur Andriyivski Yokuşu'nu tırmanmak gerek. Eğimli yollarda yürümeyi oldum olası sevmeyen benim için büyük ıstırap. Bir yerden sonra sanki hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor ama sonunda Aziz Andreas Kilisesi'ne varıyoruz. 

Ukrayna'da gördüğümüz diğer kiliselerden farklı. İtalya doğumlu Francesco Bartolomeo Rastelli isimli mimar tarafından, Barok üslupta tasarlanmış. Mimariden ve dönemlerinden zerre anlamayan bir insan olduğumdan,  ayrıntılarını merak ediyorsanız Wikipedia linkinden bakmanız daha uygun düşer sanırım. 


Kiliseye ulaşmak için o kadar tırmanmanın bir ödülü var ama. Yukarıdan Kyiv'i ve Dinyeper nehrini izliyoruz. Pek beceremesem de cep telefonumla kısa bir video çekiyorum, manzarayı hatırlamak için. 



Diğer taraftan baktığımızda ise Andriyivski Yokuşu var. 




Sonra içeri giriyoruz. Duvarlar kan kırmızı. Diğer kiliselerde olduğu gibi burada da fotoğraf çekmek yasak. Zaten DSLR kameranın shutter sesini düşününce, serbest olsa da fotoğraf çekmemeyi tercih ederdim. Onun yerine cep telefonumla içerideki ayinin bir kısmını çekiyorum. 



Akşam Kontraktova meydanına geri inerken yine yanından geçiyoruz. Bu minik kilise, gece çok daha güzel görünüyor. 


5 Ekim 2012 Cuma

Ukrayna'nın Gelinleri


Ukrayna'da dikkatimizi çeken şeylerin biri de gelinlerdi. Her yerde gelin var. Büyük bir meydana çıktığınızda, o anda fotoğraf çektiren en az bir gelin ve damat var. Hele tarihi açıdan önemli bir yerse, bu sayı ikiye, üçe çıkıyor. Hafta sonu, hafta içi, öğleden önce, öğleden sonra... Fark etmiyor. Çoğu yirmili yaşlarının başında. 


Ben de dayanamadım, onları ve fotoğrafçılarını çektim. 


İlk iki fotoğraf Kyiv'den, üçüncü fotoğraf Lviv'den. Aşağıdaki gelin arabası da, Odessa'daki opera binasının önünden. 



Пузата Хата (Puzata Hata)


Kyiv'de kaldığım hostel, Kontraktova meydanında. Akşam 7 gibi hostele varıyorum. Eşyaları bıraktıktan sonra karnımı doyurmak için dışarı çıkıyorum. Yol arkadaşım bana ertesi sabah katılacağı için tek başıma yemek yemem gerek. Meydanın çevresinde bir çok restoran var. Bilmediğim yerlerde en kalabalık restoranın en doğru seçim olduğunu düşünürüm hep. O yüzden Puzata Hata'ya  giriyorum. 


Bizdeki Pehlivan Lokantası gibi bir zincir bu. Daha sonra Kiev'de başka yerlerde  ve Odessa'da da görüyoruz. Tepsini alıp sıraya geçiyorsun. Farklı yemeklerin bulunduğu tezgahlardan aldıklarını, en sondaki kasada ödüyorsun. 


Çok çeşit var. Hele salata tezgahı en kalabalık olanı. Minik porsiyonlarda çeşit çeşit salata. Sonra çorba tezgahı, sonra et yemekleri tezgahı, sonra vareniki tezgahı ve en sonda da tatlılar. Yemeklerin üstündeki tabelalarda isimleri yazıyor Ukraynaca ve İngilizce olarak. 


Öğle yemeklerinde hızlı olsun diye bu zincirden bir yerleri tercih ediyoruz genelde. Borş çorbası, normal restoranlarda içtiklerim kadar güzel. Biraz krema, hop üstüne çorba. Nefis. 


Kievskisinden pek hayır yok ama olsun. Bu kadar ucuz bir restoran zincirinde anca bu kadarı olur zaten. 


Fiyatlara gelince. Yukarıdaki fotoğraftakilerin tamamı (artı fotoğrafta görünmeyen kolam) 65 grivna, yani 15 lira. Kiev'de veya Odessa'daysanız, açsanız, çok para harcamak istemiyorsanız, çabucak bir şeyler atıştırmak için ilk gördüğünüz Puzata Hata'ya girin derim. 

Votka nasıl içilir


Bugüne kadar votkayı votka-vişne, votka-portakal, olmadı bloody mary olarak içmiş bir insan olarak, sonunda votkanın nasıl içildiğini öğrendim Kyiv'de. 

Özet geçiyorum: Votka ayrı bardakta, meyve suyu ayrı bardakta. Rakıyla su içer gibi, bi ondan, bi bundan. 

Tanımadığım insanların suratına kamerayı tutup çekme cesaretini göstermemin mümkün olmadığından artık eminim. O yüzden, votka içen Ukraynalı fotoğrafım yok. Votka masaya küçük bir karaf içinde geliyor. Yanına da sürahiyle tarhun şerbeti, vişne kompostosu suyu... Şerbetler, komposto suları her yerde. En sıradan, en ucuz restoranda bile en azından tarhun ve vişne var. Tarhun şerbeti gerçekten çok güzel. Fotoğrafını çekmiştim diye hatırlıyorum, ama fotoğraflarım arasında bulamıyorum. Kısmet...

İş çıkışı saatlerinde insanlar parklarda. Birasını, votkasını, meyve suyunu, çerezini, kurutulmuş balığını alan parklarda içiyor. Her bankta tek başına, kız kıza, erkek erkeğe, erkek kadın içen insanlar var. Sakin sakin içiyor adamlar. Ufağından çilingir sofrasını kurmuş. İstanbul'da bunu yapmanın imkansız olduğunu düşünüyorum. Öyle ulu orta sofrayı kuracaksın, kimse cık cıklamayacak, bakmayacak. Hele de tek başına bir kadın olarak çilingir sofrası kuracaksın da kimse yanaşmaya çalışmayacak... Zor şeyler bunlar. 

Ben içkisinin yanında kurutulmuş balık yiyenlere takılıyorum. Zaten marketler, pazarlar açık, paketli kurutulmuş balık dolu. Canım deli çekiyor. Lakin Francesco'yu bir türlü ikna edemiyorum parkta votka içip kurutulmuş balık yemeye. 

Nihayet Odessa'da bir akşam marketten votka, domates suyu, cips ve kurutulmuş balık alıyoruz akşam yemeğine çıkmadan önce odamızda demlenmek için. 


Kaldığımız yerlerdeki odalarımızın fotoğraflarını neden çekmediğimi düşünüyorum şimdi. Misal Odessa'daki bu oda ziyadesiyle fantastikti.  Bir yandan Çin temalı. Duvarda kocaman kırmızı bir Çin yelpazesi. Gülen Budist rahip heykeli. Yanında kocaman Çin vazosu. Ama bir yandan da 20-30 yıl öncesinden devasa mobilyalar. (Lviv'deki porno seti gibiydi, kahretmesin.) Altı kişilik yemek masasının üstüne döküyoruz ganimetleri. Mutfaktan bardakları kapıp getiriyorum. 


Heyecanla balık paketini açıyorum, ama aman yarabbi. O nasıl bir kokudur, kardeşim. Bir diş alıyorum balıktan. Yenilir yutulur gibi gelmiyor bana. Francesco da deniyor. Aaa güzelmiş, diye diye yiyor adam. Bunca zamandır karşı olan o değilmiş gibi. O sırada balkonda bir kedi beliriyor. Gerisini kedi kardeşle paylaşarak içiyoruz votkalarımızı. 

4 Ekim 2012 Perşembe

Şaklabanların arasında kalmak...


Döndüm. Anlatacak, paylaşılacak çok şey var. Ama oradayken havalar üç gün fena bozunca şifayı kaptım. Tavuk suyuna çorba ve Tylol-Hot ile ayağa kalkmaya çalışıyorum. Kendime gelince anlatacağım. 

Yukarıdaki fotoğraf, Kyiv'de Andriyivskyy Descent'teki hediyelik, eski eşya tezgahlarından birinden.