foodporn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
foodporn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2012 Cuma

Пузата Хата (Puzata Hata)


Kyiv'de kaldığım hostel, Kontraktova meydanında. Akşam 7 gibi hostele varıyorum. Eşyaları bıraktıktan sonra karnımı doyurmak için dışarı çıkıyorum. Yol arkadaşım bana ertesi sabah katılacağı için tek başıma yemek yemem gerek. Meydanın çevresinde bir çok restoran var. Bilmediğim yerlerde en kalabalık restoranın en doğru seçim olduğunu düşünürüm hep. O yüzden Puzata Hata'ya  giriyorum. 


Bizdeki Pehlivan Lokantası gibi bir zincir bu. Daha sonra Kiev'de başka yerlerde  ve Odessa'da da görüyoruz. Tepsini alıp sıraya geçiyorsun. Farklı yemeklerin bulunduğu tezgahlardan aldıklarını, en sondaki kasada ödüyorsun. 


Çok çeşit var. Hele salata tezgahı en kalabalık olanı. Minik porsiyonlarda çeşit çeşit salata. Sonra çorba tezgahı, sonra et yemekleri tezgahı, sonra vareniki tezgahı ve en sonda da tatlılar. Yemeklerin üstündeki tabelalarda isimleri yazıyor Ukraynaca ve İngilizce olarak. 


Öğle yemeklerinde hızlı olsun diye bu zincirden bir yerleri tercih ediyoruz genelde. Borş çorbası, normal restoranlarda içtiklerim kadar güzel. Biraz krema, hop üstüne çorba. Nefis. 


Kievskisinden pek hayır yok ama olsun. Bu kadar ucuz bir restoran zincirinde anca bu kadarı olur zaten. 


Fiyatlara gelince. Yukarıdaki fotoğraftakilerin tamamı (artı fotoğrafta görünmeyen kolam) 65 grivna, yani 15 lira. Kiev'de veya Odessa'daysanız, açsanız, çok para harcamak istemiyorsanız, çabucak bir şeyler atıştırmak için ilk gördüğünüz Puzata Hata'ya girin derim. 

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Karacorce

Sırbistan'ın ulusal yemeği ne diye sorduğumda ilk verilen cevaplardan biri Karacorce, yani Karacorceva Şnitsla. Kladovo'da yediğimiz akşam yemeğinde ısmarlıyorum. Masaya fotoğraftaki geliyor işte. Başta, şeklinden ötürü masada gülüşüyoruz. Zira kolum kadar. 



Dışı pane kaplı biftek. Bıçakla kesince, içinden kaymak akıyor. Tek kişi yiyemeyeceğimi anladığımdan, masadaki arkadaşlarımdan vejetaryen olmayanı ile paylaşıyorum. Çok lezzetli. Kuzu, dana, domuz ya da tavuk eti seçenekleri var. Her yerde hepsi olmasa da.

Bu yemeğin adını nereden aldığı ise işin can alıcı noktası. Bizim tarih kitaplarında Kara Yorgi Petroviç olarak anılan Karađorđe Petrović (Karacorce Petroviç) Osmanlı Devleti'ne karşı ilk Sırp isyanının lideri. 1806'da Belgrad'ı alıyor ve Osmanlı Devleti'ndeki iç karışıklıkların da etkisiyle 1812'ye Belgrad'ı elinde tutuyor. Osmanlılar Belgrad'ı geri aldıktan sonra da Avusturya'ya kaçıyor. 

Sırp tarihinin en önemli karakterlerinden biri. Birçok yerde heykelleri, adına taşıyan okulları ve duvarlarda resimleri var. Ve tabii bir de bu yemek var. Oradayken edindiğim Sırp arkadaşlar deneyip denemediğimi soruyorlar hemen. Denediğimi söylüyorum. Nihayet bir Türk'e yedirmiş olmaktan memnun olmalılar ki, gülümsüyorlar. 

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Gomleze ve Gevrek, Ohrid


Gomleze, Ohrid'e özgü bir börek. Kat kat hamur, tereyağı ve peynir, tepside odun ateşinin üzerine konup yavaş yavaş pişiriliyormuş. Su böreğini andırıyor tadı, ama daha kıtır kıtır. Dilimler halinde satılıyor ve dilimi 25 dinar ki o da yaklaşık 60 kuruş yapıyor bizim paramızla.

Önceki akşam çok göbek attığımdan olsa gerek, 
bir dilim gomleze beni kesmiyor.  Gomleze tezgahından da epeyi uzaklaştığımdan, en yakın fırına (ki Makedoncada da Pekara diyorlar.) gidip olana bitene bakıyorum ve karşımda simit. Simite onlar da "gevrek" diyorlar. Yani bir İzmirliyle karşılaştığınızda, onlara göre hiç eskimeyen "ay bizde simite gevrek denir" muhabbetini açarsa, gönül rahatlığıyla sadece İzmir'de öyle denmediğini söyleyebilirsiniz.

Yanına yogurt alıyorum. Tuzsuz ve ayrana göre daha koyu, ama yoğurt kadar değil. E buna yogurt diyorsanız, yoğurda ne diyorsunuz, diye soruyorum arkadaşıma. Bana uzunca bir şey söylüyor. Unutuyorum. 

Ciğer, Eski Pazar, Üsküp


Eski Pazar'da dolanırken, yemek yiyen insanları görüyorum. Aslında aç değilim ama ciğeri görünce dayanamıyorum. 

İyi de yapmışım. Ciğer gerçekten çok lezzetli. Mangalda pişen ciğeri sofraya getirirken üstüne bol sarımsaklı zeytinyağı ve maydanoz eklemişler. Ekmeğin de üstüne yağ sürüp bolca tuz döktükten sonra mangalda ısıtmışlar. Aman sabahlar olmasın. 


Yine mangalın başında bir kadın var. Sırbistan'da da Makedonya'da da etleri pişirenler genelde kadınlar. Gündüzü geçtim, gece sabaha karşı gittiğimiz yerlerde de öyle. 


Her seferinde kendime kızıyorum, yine kızayım. Ne kadar ödediğimi hatırlamıyorum, ama oralarda olduğu gibi yine üç otuz bir paradır. 

20 Mayıs 2012 Pazar

Pekara, Sırbistan


Belgrad'da kaldığım oteldeki ilk kahvaltım sırasında birkaç Türkle karşılaşıyorum. Onlar önceki gün gelmişler ve bana "nekapa"nın ne anlama geldiğini soruyorlar. Aklıma hiçbir şey gelmiyor. Birkaç dakika sonra, Slavija meydanına çıkınca, ne demek istediklerini anlıyorum. Karşıda kocaman "пекара" yazıyor ve onu kendilerince öyle okumuşlar. Pekara, diye düzeltiyorum. 


Pekara, aslında bildiğimiz fırın işte. Neredeyse her köşebaşında en az bir tane var. Sanırım bizim mahalle arası fırınlarına ve pastahanelerine göre daha çok ve belki de daha fazla çeşit sunuyorlar. Ama benim gözdem burek, yani börek. 


Peynirli ve kıymalı en çok bulunanlar. Daha büyük bir fırına gittiğinizde biraz daha çoğalıyor. Yol arkadaşlarımdan biri mantarlısına bayıldığı için kahvaltılarda birkaç pekaraya soruyoruz. Nispeten küçük tepsilerde yapılıyor ve bir porsiyon, tepsinin dörtte biri. Bizim böreklere göre çok daha yağlı ama bir o kadar da lezzetli. Köylük yerin en ucuz pekarasına gitmediyseniz de içindeki malzeme çok daha fazla. Et, peynir vb. bize nazaran daha ucuz olduğundan olsa gerek. Özetle, "пекара" yazısını gördüğünüz an dalın.