Macedonia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Macedonia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2012 Pazartesi

Manastır Askeri İdadisi

Üsküp'ten Ohrid'e gitmeden önce haritaya bakıyorum. Bitola, yani Manastır haritada sanki bu iki şehrin arasında gibi görünüyor. Birkaç saat ayırıp Manastır Askeri İdadisi'ni de görmek istiyorum. 

Google Maps'ten bakınca, Üsküp - Bitola arası 173 km, lakin midibüs olur olmaz yerlerde durduğundan Bitola'ya varmak 4 saat sürüyor. Neyse ki otobüs garından iki sokak ötede. Yürüyerek 10 dakika sürmüyor. 


Manastır'ın ortasında var bir havuz türküsündeki havuzu da bulmuş oluyorum böylece. Meğerse Askeri İdadi'nin tam karşısındaymış. Sanırım zaman içerisinde havuz değişmiş, üstüne grafitiler de eklenince muhtemelen türküde bahsedilen havuzdan bayağı uzaklaşmış. 


Manastır Askeri İdadisi, iki katlı bir bina. Tarih derslerinde bu okula idadi demekteki ısrardan olsa gerek, çok daha büyük bir yer hayal etmiştim. 


Bu binanın 2. katı, 1998 yılında, yani Atatürk'ün Manastır Askeri İdadisi'nden mezun olmasından tam 100 yıl sonra, o zamanki Türkiye cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Makedonya cumhurbaşkanı Kiro Grigorov tarafından Atatürk Anı Odası olarak açılmış. 


Mustafa Kemal Atatürk'ün bu okulda öğrenci olduğu döneme ilişkin bu heykelse Genelkurmay Başkanlığı tarafından yaptırılıp 2001'de hediye edilmiş. 


Okulun eski hali korunmadığından bu anı odasında görülecek pek ilginç bir şey yok açıkçası. Büst, heykel, bayrak, plaket, tabak, kitap, çerçeveli fotoğraf fotokopisi... Aşağıdaki iki üniforma dışında, Mustafa Kemal'e ait hiçbir şey yok. 


Binanın giriş katında ise Manastır şehir müzesi var. Belki vakit bulursam, bir ara orada çektiğim fotoğrafları da paylaşırım burada. 


7 Ekim 2012 Pazar

Üsküp yahut bir şehrin içine etmek


Üsküp'ü çok severdim. İlk defa 1997'de gitmiştim. Şehrin ortasından akan Vardar nehri, şehrin meydanını Eski Pazar'a bağlayan taş köprü... Minik, sevimli, sakin bir şehirdi. 1999'daki son gidişimden sonra yeniden gitmek altı ay kadar öncesine, Mayıs 2012'ye nasip oldu. 


Bunca yıl yeniden gitmeyi hayal ettikten sonra şehrin ana meydanı Plostad Makedonija'ya geldiğimde şaşırıyorum. Girişinde Paris'teki Arc de Triomphe'un çok fena bir çakması karşılıyor beni. Daha sonra da Aleksandar Veliki'nin yani Büyük İskender'in devasa heykelini görüyorum. 

Bütün meydan, irili ufaklı bir sürü heykelle dolmuş. Bu kadar çirkin, bu kadar sevimsiz olabileceğine inanamıyorum. 


Vardar'ı aşıp Eski Pazar'a geçmek istediğimde ise iyiden iyiye hayal kırıklığına uğruyorum. Zamanında Arnavut kaldırımı döşeli canım köprüyü çirkin yer karolarıyla kaplamışlar. 


Üstelik Vardar'ın ortasında fıskiyeler var. 



Bu kadar küçük ve sade bir şehri, şaklaban yuvasına çevirmelerini aklım almıyor. O heykeller, güzelden öte komik. Dalga geçer gibi. Sanki toptan anlaşmışlar. Beş tane alana on tane bedava. 



Bu şehri bu kadar özledikten sonra böyle bir manzarayla karşılaşınca Zeki Müren'den Saçların Tarumar geliyor aklıma. 

Bir eser kalmamış eski halinden, 
Yazık, geçmez akçe pula dönmüşsün
Hayal mi, gerçek mi gördüğüm bilmem
Elden ele gezen güle dönmüşsün... 

Bloga şarkı sözü de yazdırdın ya Üsküp, alacağın olsun. 


21 Mayıs 2012 Pazartesi

Gomleze ve Gevrek, Ohrid


Gomleze, Ohrid'e özgü bir börek. Kat kat hamur, tereyağı ve peynir, tepside odun ateşinin üzerine konup yavaş yavaş pişiriliyormuş. Su böreğini andırıyor tadı, ama daha kıtır kıtır. Dilimler halinde satılıyor ve dilimi 25 dinar ki o da yaklaşık 60 kuruş yapıyor bizim paramızla.

Önceki akşam çok göbek attığımdan olsa gerek, 
bir dilim gomleze beni kesmiyor.  Gomleze tezgahından da epeyi uzaklaştığımdan, en yakın fırına (ki Makedoncada da Pekara diyorlar.) gidip olana bitene bakıyorum ve karşımda simit. Simite onlar da "gevrek" diyorlar. Yani bir İzmirliyle karşılaştığınızda, onlara göre hiç eskimeyen "ay bizde simite gevrek denir" muhabbetini açarsa, gönül rahatlığıyla sadece İzmir'de öyle denmediğini söyleyebilirsiniz.

Yanına yogurt alıyorum. Tuzsuz ve ayrana göre daha koyu, ama yoğurt kadar değil. E buna yogurt diyorsanız, yoğurda ne diyorsunuz, diye soruyorum arkadaşıma. Bana uzunca bir şey söylüyor. Unutuyorum. 

Ciğer, Eski Pazar, Üsküp


Eski Pazar'da dolanırken, yemek yiyen insanları görüyorum. Aslında aç değilim ama ciğeri görünce dayanamıyorum. 

İyi de yapmışım. Ciğer gerçekten çok lezzetli. Mangalda pişen ciğeri sofraya getirirken üstüne bol sarımsaklı zeytinyağı ve maydanoz eklemişler. Ekmeğin de üstüne yağ sürüp bolca tuz döktükten sonra mangalda ısıtmışlar. Aman sabahlar olmasın. 


Yine mangalın başında bir kadın var. Sırbistan'da da Makedonya'da da etleri pişirenler genelde kadınlar. Gündüzü geçtim, gece sabaha karşı gittiğimiz yerlerde de öyle. 


Her seferinde kendime kızıyorum, yine kızayım. Ne kadar ödediğimi hatırlamıyorum, ama oralarda olduğu gibi yine üç otuz bir paradır. 

20 Mayıs 2012 Pazar

Mustafa Paşa Camii, Üsküp


Üsküp'ün Türk mahallesi Eski Pazar'da dolanırken kendime Makedon bir arkadaş ediniyorum. Bir yandan muhabbet edip, bir yandan da Üsküp kalesine doğru ilerliyoruz. Sağda camiyi görüyoruz.


Camiye geldiğimizde Ivona kapıda bana bakıyor. O zamana kadar hiç camiye girmemiş. Müslüman olmayan kadınların içeri giremeyeceğini sanıyor. Kapının yanındaki başörtülerden birini de ona uzatıyorum. Ben fotoğraf çekerken, o da yere oturup dua ediyor. 


Mustafa Paşa Camii, 1492'de Yavuz Sultan Selim'in veziri Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış. 1963'teki depremde bayağı hasar görmüş ve 1968'de yeniden ibadete açılmış. En son ise 2006 ile 2011 yılları arasında Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı'nın (TİKA) yardımlarıyla restore edilmiş.