Üsküp'ü çok severdim. İlk defa 1997'de gitmiştim. Şehrin ortasından akan Vardar nehri, şehrin meydanını Eski Pazar'a bağlayan taş köprü... Minik, sevimli, sakin bir şehirdi. 1999'daki son gidişimden sonra yeniden gitmek altı ay kadar öncesine, Mayıs 2012'ye nasip oldu.
Bunca yıl yeniden gitmeyi hayal ettikten sonra şehrin ana meydanı Plostad Makedonija'ya geldiğimde şaşırıyorum. Girişinde Paris'teki Arc de Triomphe'un çok fena bir çakması karşılıyor beni. Daha sonra da Aleksandar Veliki'nin yani Büyük İskender'in devasa heykelini görüyorum.
Bütün meydan, irili ufaklı bir sürü heykelle dolmuş. Bu kadar çirkin, bu kadar sevimsiz olabileceğine inanamıyorum.
Vardar'ı aşıp Eski Pazar'a geçmek istediğimde ise iyiden iyiye hayal kırıklığına uğruyorum. Zamanında Arnavut kaldırımı döşeli canım köprüyü çirkin yer karolarıyla kaplamışlar.
Üstelik Vardar'ın ortasında fıskiyeler var.
Bu kadar küçük ve sade bir şehri, şaklaban yuvasına çevirmelerini aklım almıyor. O heykeller, güzelden öte komik. Dalga geçer gibi. Sanki toptan anlaşmışlar. Beş tane alana on tane bedava.
Bu şehri bu kadar özledikten sonra böyle bir manzarayla karşılaşınca Zeki Müren'den Saçların Tarumar geliyor aklıma.
Bir eser kalmamış eski halinden,
Yazık, geçmez akçe pula dönmüşsün
Hayal mi, gerçek mi gördüğüm bilmem
Elden ele gezen güle dönmüşsün...
Bloga şarkı sözü de yazdırdın ya Üsküp, alacağın olsun.













