yazd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2011 Salı

Çek Çek - Gördüğüm ilk Zerdüşt tapınağı


Çek Çek, hayatımda gördüğüm ilk Zerdüşt tapınağı. Yezd'den bir saate yakın bir araba yolculuğuyla ulaşılabiliyor. Çölün ortasında bir dağda olması nedeniyle araba ancak belirli bir yere kadar çıkabiliyor aslında. Ondan sonrasını dimdik tırmanmak zorundasın ki kalp krizi geçirmeye bu kadar yaklaştığımı hatırlamıyorum. 10-15 katlı bir bina yüksekliğindeki bu yere beton merdivenlerle tırmandıktan sonra, kocaman iki kanatlı bir bronz kapıdan giriyorsun tapınağa. 



Tapınak aslında ufak bir mağara. Duvarlarında su sızıyor ki zaten tapınağın adı da buradan geliyor. Çünkü Farsçada "çek çek", bizdeki "şıp şıp", yani su damlama sesi.

Çek Çek, Zerdüşt tapınakları arasında en önemlilerinden biriymiş. Yanlış hatırlamıyorsam Haziran ayında özel törenler düzenlenir, dünyanın her yerinden Zerdüştler Çek Çek'e hacca gelirlermiş. 

Tapınağın hikayesine gelince. Müslüman Arapların saldırısıyla İran Müslüman olmadan önceki son Zerdüşt imparator, yani son Sasani İmparatoru ve ailesi, Müslümanlara yenileceğini anladığında birbirlerinden ayrılıp farklı farklı yerlere kaçmışlar. İmparatorun kızı Nikbanu da bu yöne kaçmış ve bu dağa çıkarken dağ yarılıp kızı içine saklamış. O yüzden çölün ortasındaki bu dağın bu mağarasında şıp şıp su sızdığını ve o suyun dağın gözyaşları olduğunu anlatıyorlar. Dağın gözyaşları da, bugün hala alttaki resimdeki beyaz plastik leğenlere damlıyor. 



Bizi gezdiren rehbere göre ise bu aslında inanılmak istenen hikaye. Dağın başına bu ateş tapınağının yapılmasının nedeni, Zerdüştlerin çevrelerinde Müslümanlar olmadan rahatça ibadet etmek istemeleri. 

Ateşin sönmemesi esas. Bu tapınaktaki ateşin de bin küsur yıldır devam ettirildiği söyleniyor. Üst fotoğraftaki soldaki üçlü ateş, bu yıllardır devam eden ateşmiş. 


Vat dı?

Tek bir fotoğrafla günümüzdeki İran'ı anlatmam istenseydi (ki neden istesinler böyle bir şey, bilmiyorum), bu fotoğrafı kullanırdım.

Bu fotoğraf, İran'ın ortasındaki Yezd'de bir kasap dükkanına ait. Tarife gerek yok aslında. Yine de tavandaki kullanılmayan avizeyi ve iki yanında yanan tasarruflu ampulleri, öndeki soğutmalı buzdolabı boş durmasına rağmen açıkta duran etleri, yerdeki biri soyulmuş, diğeri soyulmamış iki inek ayağını (ki bunun da doğrusu "toynak" tabii), hemen yanında yerde tepside duran ciğeri, dükkanın iç duvarını kaplayan kırmızı fayansları ve pembe tavanı, arkadaki buzdolabının üstündeki deve biblosunu, önlüksüz de gayet rahat çalışabilen kasap beyefendiyi, yerlere fışkırmış ve öylece bırakılmış kanı ve tabii ki dolabın üstündeki oyuncak kaplanı atlamanızı istemem. 
  

İran ve internet

İran'daki internet cafelere "Cafenet" deniyor genelde. Oldukça yaygınlar. Fiyatları da Türkiye'deki fiyatlara nazaran ucuz. 

Bir Cafenet'e ilk girip oturduğunda Facebook, Friendfeed, Twitter, Couchsurfing, Blogspot,... gibi hiçbir siteye giremediğini fark ediyorsun ve dehşete kapılıyorsun. İyi madem, e-postalarıma bakar çıkarım, diye düşünürken başka masalardakilerin ekranlarına kayıyor gözün. E onlar girebiliyor Facebook'a?

Cafenet'te çalışan birine Facebook açmak istediğini söyleyince gelip bilgisayarının vpn ile bağlanıp, Almanya vb. üzerinden internete çıkmasını sağlıyor. O yüzden kullanıcının son giriş yaptığını gösteren Couchsurfing gibi sitelerde İranlı arkadaşlarınızın son giriş yaptıkları yerleri dikkate almayın derim. Almanya'da, ABD'de vb. görünebiliyorsun çünkü. 

E bir de müşterilerin normal bağlantıyla ulaşamadıkları internet sitelerinde geçirdikleri zamanlarda kendilerini rahat hissetmelerini sağlamak lazım. Bunun da yolunu bulmuşlar çok şükür. Aşağıdaki fotoğraf, Yezd'deki bir Cafenet'ten. 


19 Aralık 2011 Pazartesi

İran'ın kapıları


Eylül'ün son haftası ve Ekim'in ilk haftası yol arkadaşımla İran'daydık. Urumiye, Tahran, Kaşan, İsfahan, Şiraz ve Yezd rotasını izledik. Döndüğümden beri fotoğrafları düzeltmek için pek fırsat bulamamıştım. Blogu açtığıma göre, artık yavaş yavaş eklerim fotoğrafları ve kısa öykülerini. 

İran'da kapılara ve kapılardaki tokmaklara takıldım ben. Kapı tokmakları bile erkek ve kadın için ayrı. Kadınsan, üstteki fotoğrafta sağda görünen ve sesi daha tiz olan tokmağı kullanmalısın kapıyı çalarken. Erkekler için olan soldaki tokmağın sesi ise daha tok. Hangisi kadın, hangisi erkek içindi diye şaşırmıyorsun da. Şekilden gayet anlaşılıyor.